|
HORASAN’dan Günümüze ŞARKEVLİLER
16.Yüz yılın sonlarına doğru Horasan’dan Anadolu’ya büyük bir göç meydana gelir. Bu göç Horasan’da yaşayan ve geçimlerini hayvancıkla sağlayan Türkmenlerin göçüdür. Kaynaklar göçün sebebinin o zamanlar bölgede yaşanan aşırı kuraklık ve vergiler olduğunu göstermektedir.
Çıktık Horasandan sökün eyledik
Düşürdüler bizi tozlu yollara
Omuzlarda parlıyor uzun şilfeler
Aşırdılar bizi karlı dağlara
Dedemoğlu başta olmak üzere o zamanda yaşamış birçok iskân ozanın söylemiş olduğu iskân türkülerini incelediğimizde: Bu topluluğun önderinin Feriz(Firuz) Bey olduğunu, nüfus olarak 84000 haneden meydana geldiğini görüyoruz. Her hanede 4 birey olduğunu varsaydığımızda 84.000x4=336.000 kişiden meydana gelen bu topluluğun, o zaman için nüfusu 3.000.000 civarında olan Osmanlı Devleti ile kıyaslarsak azımsanmayacak bir kalabalık olduğu gözümüze çarpıyor.
Bölük bölük oldu yüklendi göçler
Atlandı ihtiyarlar yayandı geçler
Başımıza geldi gördüğüm düşler
Düşürdüler bizi karlı gurbet ellere
Feriz(Firuz) Bey önderliğinde Horasan’dan Anadolu’ya göç eden ve 84000 haneden meydana gelen Türkmen toplumu ilk önce Yozgat civarına yerleşir. Aslında bu coğrafya, göçe katılan Türkmenler için çok güzel bir yerdir; çünkü bu bölge gerek serin yaylalarıyla gerek doğal güzellikleriyle hayvancılıkla geçimini sürdüren her toplumun yaşamayı arzu ettiği yerdir. Türkmenler bu bölgede sakin bir hayat yaşayarak hayvancılıkla uğraşmaya devam ederler.
Ancak Türkmenlerin Yozgat civarında sakin bir hayat sürmeleri pek fazla sürmez. O zamanda bölgenin hâkimi olan Osmanlı Devleti 21 Ocak 1691 tarihinde çıkartmış olduğu “İskân Ferman Namesi” adı altında Türkmenlere karşı bir “Sürgün Politikası ”izler. Bu ferman gereği Yozgat civarında yaşayan Türkmenlerin Colap’a iskânı başlar. Bu birr nevi sürgündür.
Gahi konduk gahi göçtük yollardan
Bilip bilmediğim yaban ellerden
Daz çöllerden ıssız dağlardan
Bizden de nam kalsın ellere
Dedemoğlu derki aşkın bağından
Aşırdılar bizi Yozgat dağından
Anadolu Sivas şehri sağından
Göçtüğümüz de destan olsun dillere
Colap, (Şanlıurfa’nın Akçakale ilçesi’nin güneyinden başlayarak ve Suriye Devleti’nin Rakka ilinin kuzeyine kadar olan bölgedir).
Oradan da geçirdi sürdü Colaba
Seksen dört bin hane gelmez hesaba
Deve,koyun çok, insan kalaba
Susuz hayvan inileşir çöllerde
Artık onlar için güzel günler sona ermiş, Yozgat’tan Colap’a yıllar sürecek çileli bir sürgün dönemi başlamıştır. Olumsuz hava şartlarına rağmen o zamanın şartlarında gerçekleşen sürgünde Türkmenler binbir türlü eziyet çekmiş,yerinden yurdundan edilmiş, serin yaylalardan; kavurucu sıcakların olduğu verimsiz arazilerden oluşan Colap’a sürgün edilmişlerdir. Bu acı tabloyu türkülerle ağıtlarla dile dökmüşler; çekilen cefayı iskan türküleri ile okumuşlardır.
Türkmenler Colap’a geldiklerinde Belih suyununun her iki tarafına yerleşirler. Doğu(Şark) tarafına yerleşenlere Şarkevi Türkmenleri adı verilir. Yerleşimde, Belih suyu üzerine hayvanları sulamak için 28 adet bent kurulur. Baş bent Feriz Bey’in olmak üzere oymak oymak yerleşim yapılır ve bu yerleşimi Dedemoğlu şu iskân türküsünde anlatır.
Toplandık aşiret geldik Colaba
Başbentte feriz beyin değilmi
Emretti Beyler konduk yanyana
Hacı ali’nin yurdu seylan değilmi
Colaba yerleştikten sonra ilk önce Tay ve Muvali adındaki Arap aşiretlerle savaşı ve galip gelirler.Ancak zamanla çeşitli nedenlerden dolayı Osmanlı’yı karşılarına alırlar. Osmanlı Devlet’i Türkmenlerin üzerine Abbas Paşa adında bir komutan ve ona bağlı askerle gönderir. Osmanlı’ya karşı koyamayan Türkmenler çok sayıda can kaybı vererek dağılırlar. Canlarını kurtarmak üzere Anadolu ve Suriye’nin iç bölgelerine doğru kaçıp yerleşirler. Bu durumu Mehmet Bey aşıdaki İskân türküsü ile dile getirmiş ve ağıt yakmıştır.
Mehmet Bey’im der belim büküldü.
Gözüm yaşı sineme döküldü.
Dağıldı aşiretim bendim söküldü.
Dağıttın Colabı seb abbas paşa.
Yalnız burada dikkatinizi çekeceğim bir husu var. Colap Abbas paşa dağıtılmazdan önce Feriz bey yanına 37000 haneyi alarak (Aceme) irana göçmüştür. Göçmezden önce diğer oymak Beylerine gönderdiği şu mesaj;
Feriz Bey’den Muslu beye selam
Gelin bu ellerden göçelim dedi.
Ali Osman oğluna karşı durulmaz
Vakit varken arayı açalım dedi
Sanki Feriz Bey’in Aşiretin gelecekte başına gelecekleri tahmin ettiğini gösteriyor.
Bu acı olaylardan sonra diğer Türkmenler gibi Colabı terk etmek zorunda kalan Şarkevliler günümüzde yaşadığımız bölgeye zaman içinde yerleşmişler ve halada bu bölgede yaşamaktadırlar.
Şunu özellikle Belirtelim Bizler Şarkevi adını Colap’ta nehrin şark tarafına doğru yerleştiğimiz için almışız.
Şarkevlilerde İnanç
Şarkevliler, Horasan’dan bu yana Alevi-İslam inancını günümüzde de sürdürmektedirler. Hala cem evlerinde cem düzenlerler. Evli olan çiftlerin genelde musahibi (Yol kardeşi) vardır. Her türlü inançsal baskıya karşın bu erkanın devam ettirilmesinde; “Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan” felsefesini yüreğine kazımış atalarımızın payı olduğu kadar. Şarkevliler ile içiçe yaşayan Kolu açık Hacım Sultan ve Baba Kaygusuz ocaklarının da büyük payları vardır. Nitekim 19. Yüzyılın başında yaşamış ve Hakkın rahmetine kavuşmuş Zülfikar (Kolu Açık Sultan Ocağı’nın dedesi halk arasında Zılfar dede olarak bilinir) dede bu görüşün en büyük kanıtlarındandır; çünkü Zülfikar Dede o zamanın şartlarında dahi talipleri ile beraber erkanı devam ettirmiş,cem yürütmüş ve yeni yetişen nesillere Alevi-Kültür inancını aşılamıştır. Günümüzde dahi tüm Şarevliler Zülfikar Dede’nin ismi anıldığında saygıyla bahseder ve derin muhabbet beslerler.
Not:Kültürümüzden kısa bir derleme
İSKAN TÜRKÜLERİMİZDEN BİR DEMET
Çıktık Horasandan sökün eyledik
Çıktık Horasandan sökün eyledik
Düşürdüler bizi tozlu yollara
Omuzlarda parlıyor uzun şilfeler
Aşırdılar bizi karlı dağlara
Bölük bölük oldu yüklendi göçler
Atlandı ihtiyarlar yayandı geçler
Başımıza geldi gördüğüm düşler
Düşürdüler bizi karlı gurbet ellere
Gahi konduk gahi göçtük yollardan
Bilip bilmediğim yaban ellerden
Daz çöllerden ıssız dağlardan
Bizden de nam kalsın ellere
Oradan da geçirdi sürdü colapa
Seksen dört bin evdir gelmez hesaba
Deve koyun çok, insan kalaba
Susuz hayvan inileşiyor çöllerde
Dedemoğlu derki aşkın bağından
Aşırdılar bizi Yozgat dağından
Anadolu Sivas şehri sağından
Göçtüğümüz de destan olsun dillere
Toplandık aşiret geldik Colapa
Toplandık aşiret geldik Colapa
Baş bentte Feriz Beyin değil mi
Emretti beyler konduk yan yana
Hacı Alinin yurdu Seylan değil mi
Ondan aşağı Budak düzüldü
Bent sahipleri ismi isme yazıldı
Orada Berk Ağanın keyfi bozuldu
Torunların yurdu Şirvan değil mi
Yurt verildi Ulaşlının Beyine
O da kondu Berk Ağanın sağına
Fırkat geldi Akçakale dağına
Bayındırın yurdu Goncan değil mi
Dedemoğlu haymaların kurulsun
Çekilsin bayrak, mehter vurulsun
Döğülsün kahven, harbin çalınsın
Abdalların yurdu da Ören değil mi
Firuz Bey Aceme gitti durnalar
Seherde avazın bağrımı deler
Durnanın kanadı köz gibi yanar
Kaldırmış kanadını yavru baş sanar
Firuz Bey Aceme gitti durnalar
Yedi atlı bindik Allah’a emanet
Yetmiş bin evliyi eylesin himmet
Yurdumu beklesin oğlum Muhammed
Firuz Bey Aceme gitti durnalar
Çağrışa çağrışa yayladan inin
İnin de Ayneroz gölünde semah dönün
Beyden izin oldu koruya konun
Firuz Bey Aceme gitti durnalar
Benden selam eyle Hazne hatuna
Çıkarsın alları karalar bağlasın
Küçük oğlu ile gönül eylesin
Firuz Bey Aceme gitti durnalar
Evvel gelişimiz iskan olanda
Dağıttın Colabı sen Abbas Paşa
Aşiret siz de bakın böyle zamana
Dağıttın Colabı sen Abbas Paşa
Firuz (Feriz) Bey ve Türkmen Beylerinin Karşılıklı Konuşması
Firuz beyden Muşlu beye bir selâm
Gelin bu illerden göçelim dedi
Ali Osman oğluna karşı durulmaz
Vakitken arayı açalım dedi.
Musa Şeyh oğlu der biz de varalım
Göç çekip düşmana karşı duralım
Hırsızı tutup ta ele verelim
Yahşıyı yamandan seçelim dedi.
Şüddoğlu derler ciğerim dağlı
Hamudum kalede kolları bağlı
Gel kötülük etme Musa Şeyh oğlu
Yarın bu yurddan göçelim dedi.
Defler oğlu derki Osmanlı handa
Kır at altımda demir don bende
Kömeniz kömeme cehdiniz bende
Gelin birer candan geçelim dedi.
COLABIN DAĞILIŞININ İSKÂN TÜRKÜSÜ
Evvel gelişimiz iskân olanda
Dağıttın Colabı sen Abbas paşa
Aşiret sizde bakın böyle zamana
Dağıttın Colabı sen Abbas paşa
Haydarlı, Çelebi çıksın bu yana
Araplı, Kadirli döndü aslana
Dört çevremiz döndü kara dumana
Dağıttın Colabı sen Abbas paşa
Güneşli, Ulaşlı tırada insin
Bayındırlı, Kazlı arkada dursun
Torunla, Şarkevli hayırlık görsün
Dağıttın Colabı sen Abbas paşa
Mehmet Bey’im belim büküldü
Gözüm yaşı sinelere döküldü
Dağıldı aşiretim bendim söküldü
Dağıttın Colabı sen Abbas paşa
RİŞVANLILAR İLE SAVAŞIN İSKÂN TÜRKÜSÜ
Bir haber geldi de koca duraktan
Şekvacın mı geldi Türk’ten Arap’tan
Mevla’mda kurtarırsa beni bu dertten
Mızrağımı taşa geçiririm o zaman ben
Yüklendi bühranalar yaman göç oldu
Yılgınlı derede zor dövüş oldu
Çarkacılar da birbirine düş oldu
Evlat babayı da tanımaz oldu
Akşam oldu beyler bulandı hava
Evvel şen idin sen Çukurova
Aşiret seni ister gel Kasım Ağa
Çarkacımız Cafer olsun Beydili.
DURNA TÜRKÜSÜ
Rakka çöllerinden çığlanır gelir.
Uğramış aşıka yolu durnanın
Katarlanmış gün altına gidiyir
Gördüm ışılaşır teli durnanın.
Üçü dördü bir araya derilmiş
Bu güzellik sana hakdan verilmiş
Ayneliz köyünde yunmuş arınmış
Murada gark olmuş Teli durnanın.
Muraddan uçun Barakı geçin
İnin Cağdığın pınarından bir su için
Antebin şendiği ??????, siz Sofa geçin
Orda rahat olur hali durnanın.
Sof dağından görünür Maraşın ili
Dervent boğazıdır durnanın yolu
Maraş beyleri zalim aldırman teli
Ahır dağında rahat olur canı durnanın.
Mukim beyim der ki Ahır dağından uçun
Üceli alçaklı dağları geçin
Enin Yıldız pınarından bir su için
Ondan öte Çiçek dağıdır yolu durnanın.
|