06 Eylül 2010 Pazartesi
Gezinti Bağlantılarını Atla
ANA SAYFA
HAKKIMIZDA
COĞRAFİ YAPI
ŞAHİNBEY ve ÇAPALI
ŞARKEVİ TÜRKMENLERİ
GELENENEKSEL PİKNİĞİMİZ
BASIN ve MEDYADA ÇAPALI
KÖY MUHTARLIĞI
TARIMSAL HABERLER
TARIM
KÖYÜMÜZDE HAYVANCILIK
ETKİNLİKLERİMİZ
ZİYARETÇİ DEFTERİ ARŞİVİMİZ
BİZE ULAŞIN
ŞARKEVİ TÜRKMENLERİ

HORASAN’dan Günümüze ŞARKEVLİLER

 

 

16.Yüz yılın sonlarına doğru Horasan’dan Anadolu’ya büyük bir göç meydana gelir. Bu göç Horasan’da yaşayan ve geçimlerini hayvancıkla sağlayan Türkmenlerin göçüdür. Kaynaklar göçün sebebinin o zamanlar bölgede yaşanan aşırı kuraklık ve vergiler olduğunu göstermektedir.  

 

Çıktık Horasandan sökün eyledik

Düşürdüler bizi tozlu yollara

Omuzlarda parlıyor uzun şilfeler

Aşırdılar bizi karlı dağlara

 

 

 

Dedemoğlu başta olmak üzere o zamanda yaşamış birçok iskân ozanın söylemiş olduğu iskân türkülerini incelediğimizde: Bu topluluğun önderinin Feriz(Firuz) Bey olduğunu, nüfus olarak 84000 haneden meydana geldiğini görüyoruz. Her hanede 4 birey olduğunu varsaydığımızda 84.000x4=336.000 kişiden meydana gelen bu topluluğun, o zaman için nüfusu 3.000.000 civarında olan Osmanlı Devleti ile kıyaslarsak azımsanmayacak bir kalabalık olduğu gözümüze çarpıyor.

 

Bölük bölük oldu yüklendi göçler

Atlandı ihtiyarlar yayandı geçler

Başımıza geldi gördüğüm düşler

Düşürdüler bizi karlı gurbet ellere

 

 

 

 

Feriz(Firuz) Bey önderliğinde Horasan’dan Anadolu’ya göç eden ve 84000 haneden meydana gelen Türkmen toplumu ilk önce Yozgat civarına yerleşir. Aslında bu coğrafya, göçe katılan Türkmenler için çok güzel bir yerdir; çünkü bu bölge gerek serin yaylalarıyla gerek doğal güzellikleriyle hayvancılıkla geçimini sürdüren her toplumun yaşamayı arzu ettiği yerdir. Türkmenler bu bölgede sakin bir hayat yaşayarak hayvancılıkla uğraşmaya devam ederler.

 

 Ancak Türkmenlerin Yozgat civarında sakin bir hayat sürmeleri pek fazla sürmez. O zamanda bölgenin hâkimi olan Osmanlı Devleti 21 Ocak 1691 tarihinde çıkartmış olduğu “İskân Ferman Namesi” adı altında Türkmenlere karşı bir “Sürgün Politikası ”izler. Bu ferman gereği Yozgat civarında yaşayan Türkmenlerin Colap’a iskânı başlar. Bu birr nevi sürgündür.

 

 

Gahi konduk gahi göçtük yollardan

Bilip bilmediğim yaban ellerden

Daz çöllerden ıssız dağlardan

Bizden de nam kalsın ellere

 

 

 

Dedemoğlu derki aşkın bağından

Aşırdılar bizi Yozgat dağından

Anadolu Sivas şehri sağından

Göçtüğümüz de destan olsun dillere

 

 

 

 Colap, (Şanlıurfa’nın Akçakale ilçesi’nin güneyinden başlayarak ve Suriye Devleti’nin Rakka ilinin kuzeyine kadar olan bölgedir).

 

Oradan da geçirdi sürdü Colaba

Seksen dört bin hane gelmez hesaba

Deve,koyun çok, insan kalaba

Susuz hayvan inileşir çöllerde

 

 

 

Artık onlar için güzel günler sona ermiş, Yozgat’tan Colap’a yıllar sürecek çileli bir sürgün dönemi başlamıştır. Olumsuz hava şartlarına rağmen o zamanın şartlarında gerçekleşen sürgünde Türkmenler binbir türlü eziyet çekmiş,yerinden yurdundan edilmiş, serin yaylalardan; kavurucu sıcakların olduğu verimsiz arazilerden oluşan Colap’a sürgün edilmişlerdir. Bu acı tabloyu türkülerle ağıtlarla dile dökmüşler; çekilen cefayı iskan türküleri ile okumuşlardır.

 

Türkmenler Colap’a geldiklerinde Belih suyununun her iki tarafına yerleşirler. Doğu(Şark) tarafına yerleşenlere Şarkevi Türkmenleri adı verilir. Yerleşimde, Belih suyu üzerine hayvanları sulamak için 28 adet bent kurulur. Baş bent Feriz Bey’in olmak üzere oymak oymak yerleşim yapılır ve bu yerleşimi Dedemoğlu şu iskân türküsünde anlatır.

 

Toplandık aşiret geldik Colaba

Başbentte feriz beyin değilmi

Emretti Beyler konduk yanyana

Hacı ali’nin yurdu seylan değilmi

 

 

Colaba yerleştikten sonra ilk önce Tay ve Muvali adındaki Arap aşiretlerle savaşı ve galip gelirler.Ancak zamanla çeşitli nedenlerden dolayı Osmanlı’yı karşılarına alırlar. Osmanlı Devlet’i Türkmenlerin üzerine Abbas Paşa adında bir komutan ve ona bağlı askerle gönderir. Osmanlı’ya karşı koyamayan Türkmenler çok sayıda can kaybı vererek dağılırlar. Canlarını kurtarmak üzere Anadolu ve Suriye’nin iç bölgelerine doğru kaçıp yerleşirler. Bu durumu Mehmet Bey aşıdaki İskân türküsü ile dile getirmiş ve ağıt yakmıştır.

 

Mehmet Bey’im der belim büküldü.

Gözüm yaşı sineme döküldü.

Dağıldı aşiretim bendim söküldü.

Dağıttın Colabı seb abbas paşa.

Yalnız burada dikkatinizi çekeceğim bir husu var. Colap Abbas paşa dağıtılmazdan önce Feriz bey yanına 37000 haneyi alarak (Aceme) irana göçmüştür. Göçmezden önce diğer oymak Beylerine gönderdiği şu mesaj;

 

Feriz Bey’den Muslu beye selam

Gelin bu ellerden göçelim dedi.

Ali Osman oğluna karşı durulmaz

Vakit varken arayı açalım dedi

 

Sanki Feriz Bey’in Aşiretin gelecekte başına gelecekleri tahmin ettiğini gösteriyor.

 

Bu acı olaylardan sonra diğer Türkmenler gibi Colabı terk etmek zorunda kalan Şarkevliler günümüzde yaşadığımız bölgeye zaman içinde yerleşmişler ve halada bu bölgede yaşamaktadırlar.

Şunu özellikle Belirtelim Bizler Şarkevi adını Colap’ta nehrin şark tarafına doğru yerleştiğimiz için almışız.

 

 

 

 

Şarkevlilerde İnanç

Şarkevliler, Horasan’dan bu yana Alevi-İslam inancını günümüzde de sürdürmektedirler. Hala cem evlerinde  cem düzenlerler. Evli olan çiftlerin genelde musahibi (Yol kardeşi) vardır. Her türlü inançsal baskıya karşın bu erkanın devam ettirilmesinde; “Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan” felsefesini yüreğine kazımış atalarımızın payı olduğu kadar. Şarkevliler ile içiçe yaşayan  Kolu açık Hacım Sultan ve Baba Kaygusuz  ocaklarının da büyük payları vardır. Nitekim 19. Yüzyılın başında yaşamış ve Hakkın rahmetine kavuşmuş Zülfikar (Kolu Açık Sultan Ocağı’nın dedesi halk arasında Zılfar dede olarak bilinir) dede bu görüşün en büyük kanıtlarındandır; çünkü Zülfikar Dede o zamanın şartlarında dahi talipleri ile beraber erkanı devam ettirmiş,cem yürütmüş ve yeni yetişen nesillere Alevi-Kültür inancını aşılamıştır. Günümüzde dahi tüm Şarevliler Zülfikar Dede’nin ismi anıldığında saygıyla bahseder ve derin muhabbet beslerler.

 

Not:Kültürümüzden kısa bir derleme

 

 

 

 

İSKAN TÜRKÜLERİMİZDEN BİR DEMET

 

Çıktık Horasandan sökün eyledik

 

Çıktık Horasandan sökün eyledik

Düşürdüler bizi tozlu yollara

Omuzlarda parlıyor uzun şilfeler

Aşırdılar bizi karlı dağlara

 

Bölük bölük oldu yüklendi göçler

Atlandı ihtiyarlar yayandı geçler

Başımıza geldi gördüğüm düşler

Düşürdüler bizi karlı gurbet ellere

 

Gahi konduk gahi göçtük yollardan

Bilip bilmediğim yaban ellerden

Daz çöllerden ıssız dağlardan

Bizden de nam kalsın ellere

 

Oradan da geçirdi sürdü colapa

Seksen dört bin evdir gelmez hesaba

Deve koyun çok, insan kalaba

Susuz hayvan inileşiyor çöllerde

 

Dedemoğlu derki aşkın bağından

Aşırdılar bizi Yozgat dağından

Anadolu Sivas şehri sağından

Göçtüğümüz de destan olsun dillere

 

 

Toplandık aşiret geldik Colapa

 

Toplandık aşiret geldik Colapa

Baş bentte Feriz Beyin değil mi

Emretti beyler konduk yan yana

Hacı Alinin yurdu Seylan değil mi

 

Ondan aşağı Budak düzüldü

Bent sahipleri ismi isme yazıldı

Orada Berk Ağanın keyfi bozuldu

Torunların yurdu Şirvan değil mi

 

Yurt verildi Ulaşlının Beyine

O da kondu Berk Ağanın sağına

Fırkat geldi Akçakale dağına

Bayındırın yurdu Goncan değil mi

 

Dedemoğlu haymaların kurulsun

Çekilsin bayrak, mehter vurulsun

Döğülsün kahven, harbin çalınsın

Abdalların yurdu da Ören değil mi

 

 

Firuz Bey Aceme gitti durnalar

 

Seherde avazın bağrımı deler

Durnanın kanadı köz gibi yanar

Kaldırmış kanadını yavru baş sanar

Firuz Bey Aceme gitti durnalar

 

 

Yedi atlı bindik Allah’a emanet

Yetmiş bin evliyi eylesin himmet

Yurdumu beklesin oğlum Muhammed

Firuz Bey Aceme gitti durnalar

 

Çağrışa çağrışa yayladan inin

İnin de Ayneroz gölünde semah dönün

Beyden izin oldu koruya konun

Firuz Bey Aceme gitti durnalar

 

Benden selam eyle Hazne hatuna

Çıkarsın alları karalar bağlasın

Küçük oğlu ile gönül eylesin

Firuz Bey Aceme gitti durnalar

 

 

 

Evvel gelişimiz iskan olanda

Dağıttın Colabı sen Abbas Paşa

Aşiret siz de bakın böyle zamana

Dağıttın Colabı sen Abbas Paşa

 

Firuz (Feriz) Bey ve Türkmen Beylerinin Karşılıklı Konuşması

 

Firuz beyden Muşlu beye bir selâm

Gelin bu illerden göçelim dedi

Ali Osman oğluna karşı durulmaz

Vakitken arayı açalım dedi.

 

Musa Şeyh oğlu der biz de varalım

Göç çekip düşmana karşı duralım

Hırsızı tutup ta ele verelim

Yahşıyı yamandan seçelim dedi.

 

Şüddoğlu derler ciğerim dağlı

Hamudum kalede kolları bağlı

Gel kötülük etme Musa Şeyh oğlu

Yarın bu yurddan göçelim dedi.

 

Defler oğlu derki Osmanlı handa

Kır at altımda demir don bende

Kömeniz kömeme cehdiniz bende

Gelin birer candan geçelim dedi.

 

 

  

 

COLABIN DAĞILIŞININ İSKÂN TÜRKÜSÜ

Evvel gelişimiz iskân olanda

Dağıttın Colabı sen Abbas paşa

Aşiret sizde bakın böyle zamana

Dağıttın Colabı sen Abbas paşa

 

 

Haydarlı, Çelebi çıksın bu yana

Araplı, Kadirli döndü aslana

Dört çevremiz döndü kara dumana

Dağıttın Colabı sen Abbas paşa

 

Güneşli, Ulaşlı tırada insin

Bayındırlı, Kazlı arkada dursun

Torunla, Şarkevli hayırlık görsün

Dağıttın Colabı sen Abbas paşa

 

Mehmet Bey’im belim büküldü

Gözüm yaşı sinelere döküldü

Dağıldı aşiretim bendim söküldü

Dağıttın Colabı sen Abbas paşa

 

 

RİŞVANLILAR İLE SAVAŞIN İSKÂN TÜRKÜSÜ

Bir haber geldi de koca duraktan

Şekvacın mı geldi Türk’ten Arap’tan

Mevla’mda kurtarırsa beni bu dertten

Mızrağımı taşa geçiririm o zaman ben

 

Yüklendi bühranalar yaman göç oldu

Yılgınlı derede zor dövüş oldu

Çarkacılar da birbirine düş oldu

Evlat babayı da tanımaz oldu

 

 

Akşam oldu beyler bulandı hava

Evvel şen idin sen Çukurova

Aşiret seni ister gel Kasım Ağa

Çarkacımız Cafer olsun Beydili.

 

 

DURNA TÜRKÜSÜ

 

Rakka çöllerinden çığlanır gelir.

Uğramış aşıka yolu durnanın

Katarlanmış gün altına gidiyir

Gördüm ışılaşır teli durnanın.

 

 

Üçü dördü bir araya derilmiş

Bu güzellik sana hakdan verilmiş

Ayneliz köyünde yunmuş arınmış

Murada gark olmuş Teli durnanın.

 

 

Muraddan uçun Barakı geçin

İnin Cağdığın pınarından bir su için

Antebin şendiği ??????, siz Sofa geçin

Orda rahat olur hali durnanın.

 

 

Sof dağından görünür Maraşın ili

Dervent boğazıdır durnanın yolu

Maraş beyleri zalim aldırman teli

Ahır dağında rahat olur canı durnanın.

 

 

Mukim beyim der ki Ahır dağından uçun

Üceli alçaklı dağları geçin

Enin Yıldız pınarından bir su için

Ondan öte Çiçek dağıdır yolu durnanın.